Yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler robotların insanın yerini alacağına ve transhümanizm hareketiyle birlikte gelecekte robot-insan karışımı olan cyborg’ların hayatımızda yer alacağına işaret ediyor. Makine ve inşaat mühendisliği profesörü Aaron Ames ise Terminatör filmlerindekine benzer bir robot geliştirmek için gerekli teknolojileri anlattı.

Uzak gelecekte bile insanlar için Terminator: Dark Fate ya da Terminator 2’den T-1000 ve hatta orijinal T-800 gibi akıllı, kendi kendini iyileştiren, iki ayaklı robotlar yapmak akıl almaz derecede zor olabilir. İmkansız değil ama zor. Bugün bile son teknoloji robotlar (bunlara insansılar da dahil) sadece kum ya da suyla uğraşırken dahi yeterince sıkıntı yaşatıyor. Ancak günümüz robotları ve Terminator filmlerinden fırlayan teknolojiler arasındaki teknolojik uçuruma rağmen, en azından varsayımsal olarak, bir gün nasıl inşa edilebileceğinizi hayal etmek hala mümkün.
Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde (Caltech) Mekanik ve İnşaat Mühendisliği Profesörü Aaron Ames, Terminatör filmlerindeki gibi bir robot geliştirmek için gerekli olabilecek bazı temel teknolojilerden bahsetti.
Ames’in söyledikleri size Isaac Asimov kitapları ya da Star Trek filmlerinden fırlamış gibi gelse de her şeyin temeli aslında kurgusal atılımlar, bilimsel düşünceler, yani fikir tohumları.
T-800 yani Arnold Schwarzenegger’in Terminator 2 filminde, T-1000’i John Connor’a anlatmaya çalışırken söylediği ilk söz, mimetic polyalloy. Bu madde T-1000’in sıvı metal yapısını birleştiriyor. Aslında bunu bir nevi nanorobot olarak da görebiliriz.
Ames’e göre bir Terminatör, birbiriyle iş birliği içinde çalışabilen ve bağımsız güç kaynaklarına sahip küçük nanorobotlardan oluşabilir. Bu nanobotlar etkili bir şekilde merkezi olmayan bir hesaplama platformu oluşturmak zorunda kalacaklar. Hepsinin bireysel olarak işlevsel bilgisayarlar olması gerekiyor. Ancak aynı zamanda daha büyük, birleşik bir bilgisayarın ayrı parçaları olarak birlikte çalışmak zorundalar.
Nanobotları güçlendirmek ya da güç vermek tabi ki de kolay olmayacak. Science Daily’ye göre, nano ölçekli robotların boyutu tipik olarak 0.1 ila 10 mikrometre arasında değişiyor. Referans olarak, insan kafa kılları genellikle 17 ila 181 mikrometre kalınlığında. Bu da yerleşik pillerin çok küçük olması gerektiği anlamına geliyor.
Çok küçük piller fiziksel uygulama alanı içindeyken (bilim adamları bu zamanda kadar sadece 0.15 mikrometre genişliğinde pil üretebildi), yine de tekrar tekrar şarj edilmek için bir çeşit sürekli enerji kaynağına ihtiyaç duyacaklar. Rev-9’un sert iç iskeletinin devreye gireceği yer ise burası.
Bir Rev-9’a varsayımsal olarak enerji verilebileceğini söyleyen Ames, “Sert bir ana yapı, bir güç kaynağına sahip olabilir. Bu da gücü kablosuz olarak küçük bileşenlere iletebilir” dedi. Bu, iç iskeletin güç kaynağı tarafından kolayca şarj edilebileceği anlamına geliyor. Kaynak için ne kullanılabileceğine gelince Ames, T-800’ün nükleer enerji hücrelerine benzer bir şeyin teorik olarak işe yarayabileceğini söylüyor.
Ames ayrıca, iç iskeletin Rev-9’un ana hesaplamasının ele alınabileceği merkezi bir işlemci için temel oluşturabileceğini söyledi. Bu noktada merkezi bir işlemci, tüm nanorobotlarla Bluetooth üzerinden iletişim kurabilir ve aynı anda komutları yapmalarını söyleyebilir. Örneğin, yarı şişmiş bir yüze düzenleme yapabilir veya insan kollarını dev bıçaklara dönüştürebilir.
Mühendislerin önümüzdeki birkaç on yılda T-800’ün iç iskeleti gibi bir şey inşa edebileceğini düşünmek mantıklı olabilir. Ames bu konuda herhangi bir özel öngörüde bulunmadı.
Şu anki robot gelişimi açısından T-800’ün form faktörüne en yakın olan şey Boston Dynamics’in Atlas robotu. Ancak Atlas’ın sıfır öğrenme yeteneğine sahip olduğunu, sürekli hatalar yaptığını ve görünüşe göre neredeyse her zaman uzaktan kontrol edildiğini unutmayın.
Dip not: Transhümanizm nedir?

Transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması ve yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel harekettir. Transhümanist düşünürler, bu amaçla insan geliştirme tekniklerinin ve yüksek teknolojinin kullanılması imkânlarını ve muhtemel sonuçlarını tartışırlar.
Transhümanizm teriminin ilk kullanılış tarihi 1957’ye kadar uzansa da terimin çağdaş anlamı 1980’lerde California tabanlı bir grup gelecek bilimcisi, bilim adamı ve sanatçının o zamana kadarki gelişmeleri düzenleyip transhümanist hareketi oluşturmasıyla başlar. Transhümanist düşünüler insanın sonuçta çok gelişmiş yeteneklerinden ötürü posthuman (post insan veya insan ötesi) adını almayı hak edecek olan bir varlığa dönüşeceği öngörüsünde bulunurlar.